Fizik dünyası iki yüzyıldır iki devasa teori arasında bölünmüş durumdadır: Yıldızları ve galaksileri açıklayan Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi ve atom altı dünyayı yöneten Kuantum Mekaniği. Bu iki teori kendi alanlarında kusursuz çalışsa da, karadelikler veya Büyük Patlama anı gibi kütleçekiminin ve atom altı boyutların birleştiği noktalarda birbirleriyle çelişirler. Bu iki dünyayı birleştirecek nihai 'Her Şeyin Teorisi' (Theory of Everything) arayışının en popüler adayı Sicim Teorisi'dir.
1. Noktasal Parçacıklardan Titreşen Sicimlere
Geleneksel fizik, elektronları ve kuarkları boyutsuz sıfır boyutlu noktalar olarak kabul eder. Sicim Teorisi ise evrenin en temel yapı taşlarının noktasal parçacıklar değil, belirli frekanslarda titreşen tek boyutlu enerji sicimleri (iplikçikleri) olduğunu iddia eder. Tıpkı bir keman telinin farklı frekanslarda titreşerek farklı notalar (do, re, mi...) üretmesi gibi, bu sicimler de farklı frekanslarda titreşerek elektronları, kuarkları veya kütleçekim taşıyıcısı olan gravitonları oluşturur.
"Evren, maddelerden oluşan sessiz bir mekan değil; titreşen enerji sicimlerinin çaldığı muazzam bir kozmik senfonidir."
2. 11 Boyut ve Çoklu Evrenler (M-Teorisi)
Sicim Teorisi'nin matematiksel olarak tutarlı çalışabilmesi için bildiğimiz 4 boyutun (en, boy, yükseklik ve zaman) ötesinde, gözle göremediğimiz ek uzay boyutlarına ihtiyaç vardır. Geliştirilen M-Teorisi, evrenin 11 boyutlu olduğunu ve ek boyutların atom altı ölçekte kıvrılarak gizlendiğini savunur. Bu teorinin matematiksel çözümleri, bizim evrenimizin yanı sıra 10 üzeri 500 farklı olası evrenin (Multiverse) var olabileceğine işaret eder. Teorinin en büyük zayıflığı ise henüz deneysel olarak kanıtlanamamış olmasıdır.